Cuma, Kasım 17, 2006

Google'dan daha iyisi de varmış!!

Arama sonuçları için deil belki ama görünüşte kurtarmışlar :)
Biraz uğraşarak arama motorunun karşımda muz yemesini bile sağladım daha ne olsun?
Link

bunun microsoft yapımı olduğu ve live search kullandığını söylemeyi unuttum.

Salı, Kasım 14, 2006

Ben Ölürsem Akşamüstü Ölürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akşam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır

Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar

1972

Ataol Behramoğlu

Çırılçıplak bir nilüfer...

Olduğum her şey olmaktan vazgeçiyorum... Ve işte kendimi soyuyorum. Türk değilim, müslüman değilim, sünni değilim, erkek değilim, kırk üç yaşinda değilim, hiçbir meslekten değilim. Olduğum her şeyi olmaktan utanıyorum. Olduğum her şey olmaktan vazgeçiyorum ve onların yerine başka şey de olmuyorum.

Sonsuz bir nehirde hiçliğe akan köksüz ve kızıl bir nilüfer gibi çırılçıplak akıyorum. Ve hep aynı şeyi soruyorum: kendime kavuşabilmek için kendimden ne kadar soyunmaliyim? Siz kendinize kavuşabilmek için kendinizden ne kadar soyunmalisiniz?

Türk, Kürt, müslüman, alevi, sünni, yahudi olarak ne kadar kendinizsiniz? Ne kadarınızı televizyon ve gazete haberleri oluşturuyor. Olduğunuz şeyler sizi kendiniz mi yapiyor, yoksa ruhunuzla teniniz arasındaki o büyük engelleri mi oluşturuyor taşıdığınız sıfatlar?

Hepimizin gözlerinde biriken o ortak hüzün, ortaklaşa taşıdığımız bir yorgunluğun sırtımıza yüklediği çaresiz keder degil mi? Ve artık kendimizden, yorgunluğumuzdan ve çaresizliğimizden soyunmamız gerekmiyor mu biraz? Hepimiz bir sürüye sığınan zavallı bir kuzu ve hepimiz bir sürünün parçası olmanın verdiği cesaretle bir kurt değil miyiz ve hep kendi kendimizi yemiyor muyuz?

Kendinizden, olduğunuz şeylerden ve köklerinizden soyunmaktan korkuyor musunuz? Soyunup çırılçıplak, köksüz ve kızıl bir nilüfer gibi hiçliğe akmak istemezmisiniz? Geçmişinizi, geleceğinizi ve anılarınızı bir anda reddetmek ve geriye eğer bir şey kalırsa, yalnizca o olmak. Kızıl ve köksüz bir nilüfer çiçeği...

Çırılçıplak bir ruh, çırılçıplak bir zevk, çırılçıplak bir istek, çırılçıplak bir şefkat, çırılçıplak bir şehvet, çırılçıplak bir acı. Latinler, eskiden saatlerinin üzerine söyle yazarlardi: "Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür." Öldüren sonuncuya kadar yaralana yaralana gitmek istemiyorum ben artık... En azından ortak yaralar istemiyorum... Yaralanacaksam benim kendi yaralarim olsun, öleceksem benim kendi ölümüm. Bütün ortaklıklarımı yakıyorum... Ortak olduğum her şey utandırıyor beni.

Turgenyev'i okumuyorsunuz, Lermontov'u okumuyorsunuz, Refik Halit'i, Halit Ziya'yi, Ece Ayhan'i, İsmet Özel'i, Nazım'ı, Necip Fazıl'ı, Fazıl Hüsnü'yü, Mallarme'yi, Poe'yu, Dickens'i okumuyorsunuz. Neden sizinle ortak olacağız? Dinimizden ve ırkımızdan dolayı mı? Ayni dinden, ayni ırktan olduğumuz için mi başka dinden başka ırktan olanları öldüreceğiz? Ben ırkımı ve dinimi artik kitaplardan ve yazarlardan seçiyorum. Irkdaşlarım ve dindaşlarımı da aynı kitapları aynı yazarları sevenlerden... Haci Arif Bey'i birlikte dinlemiyoruz. Fauret'nin Pavan'ini birlikte sevmiyoruz. Ne ortaklığımız var sizinle?

Bütün antlaşmalarımı yırtıyorum, bütün savaşlarımı bitiriyor, bütün barışlarımdan vazgeçiyorum. Başkalarını öldürdüğünüzden dolayi ortak coşkularda beni aramayın, kutlama törenlerinizde ben yokum. Sizden yana değilim, başkalarından yana değilim, kendimden yana bile değilim. Bütün köklerimden kesiyorum kendimi. Bütün ortaklarımdan ayrılıyorum. Sizi yaralayan dakikalarda yaralanmayacağım, sizi öldüren saatlerle ölmeyeceğim, kendi yaralarımı, kendi ölümlerimi kendim seçeceğim. Kendi dakikalarımı, kendi saatlerimi, kendi zamanımı yapacağim. Ortaklarımı satırlardan, dizelerden, notalardan baska yerde aramayacağım

Sizin silahlarınızdan korkmuyorum... Sizin korktuğunuz hiçbir şeyden korkmuyorum. Kendi korkularımı kendim yeniden yaratıyorum. Kendi sevinçlerimi, kendi acılarımı, ellene ellene lekelenmiş ortak sevinçlerle ortak acıların arasından seçmiyorum. Sürünüzden ayrılıyorum, ne sizin kuzunuz, ne sizin kurdunuzum... Sevgilerinizde de yokum... Ortak sevgileriniz boğuyor beni. Tek tek seviyorum, seçerek, ayırarak, tanıyarak seviyorum.

Köklerimden kopup, kıpkızıl ve köksüz bir nilüfer gibi çırılçıplak bir hiçlige akıyorum...Kaybolmuş çalgıcılar bana kantatlar çalıyorlar kıyılarda. O müzigi duyanlarla ortağım, Mahmut Yesari'nin ölümüne ağlayanlarla ortağım. Kendine dökülen bir şelale gibi kendi öfkelerimi içiyorum. Sizin öfkeleriniz bana uzak. Ortak öfkelerin sıradan güvenliği içinde kendime sığınacak bir yer aramıyorum.

Ahmet ALTAN

İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır Ya Kendin Gel Ya Beni Oraya Aldır

Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar
kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak
onların yardımıyla dünyamıza acıdım.

Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran.
Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya
Benimse dar
çünkü dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın Styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,
biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz
öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla yaban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya.
İnsanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır
o ferah ve delişmen birçok alınlarda
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim
şakaklarıma dayanınca güneş
can çekişen bir sansar edasıyla
uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum
kadınların sahiden doğurduğuna
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum
nicedir kavrayamam haller içinde halim
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü
su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.

Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım
öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.

İSMET ÖZEL
İsmet ÖZEL

Çarşamba, Kasım 08, 2006

e-dev...?

Şu formu doldurunca http://www.nvi.gov.tr/72,Dilek_Ve_Gorusler.html

Şu cevabı alıyorsunuz:

İyi de orda ki formu doldurmam gerekiyorsa, tckimlik sayfası beni üstteki forma itiyor, bir gün gecikmeli mail yönlendirmesi yerine sayfayı yönlendirseydiniz?
Tek sorduğum soap hizmetinde sorun olduğu ve ne zaman yeniden devreye giriceği; alıcağım cevap _devlet_sırrı_ mıydı acaba?? insan düşünmeden edemiyor.

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Depeche Mode

Süper bir klip seyredin!!